Ürün Yönetiminde Mikro İletişim Mimarisi

Çevik metodoloji kadar çok duymasak da son dönemin en önemli (hatta tartışılan) konularından biri mikro servis mimarisi ve ölçeklenebilme. Ürünün kullanım alanı, hacmi, etkileşim noktaları ve entegrasyonlar gibi konuların iyi değerlendirilmesi sonrasında karar verilen yazılım ve altyapı mimarisinin bir benzerini de aslında ürün yönetimi felsefesi olarak düşünebiliriz.

Hayır, bu yazıda mikro servis mimarisinden bahsetmeyeceğim, bir miktar “clickbait” yaptığım doğru ama arada bir paralellik görmeseydim de bu başlığı seçmezdim muhtemelen. Farmazon’daki görevime başlayalı yaklaşık 4 ay oldu, bu sürede de daha önce farklı ölçeklerdeki startuplarda yaşadığım fakat adını koyamasam da içselleştirdiğim bazı noktaları yazıya dökmek istedim. Buna kısaca “mikro iletişim mimarisi” diyebiliriz.

Veriye Dayalı Deneyim Tasarımı

Mikro iletişimin ne olduğu ve neden önemli gördüğümü anlatmadan önce ürün yönetimi için neden kritik olduğundan bahsetmek istiyorum. İlk olarak ürün yönetimi dediğimiz kavramı dijital etkileşimle sınırlı düşünmememiz gerekiyor. Kullanıcı deneyimini reklam metin ve görsellerinden başlayan, ürünle devam eden, sonrasında müşteri hizmetleri ile ilk çevrimini tamamlayan holistik bir kavram olarak tanımlamayı daha doğru buluyorum. Bu sebeple de kendimi şimdiye kadar pazarlama, yazılım ve müşteri operasyonunun birbirine en yaklaştığı noktaya konumlamaya ve bu konularda da bolca okuyup öğrenmeye çalıştım.

Az önce tanımladığımız bu hayali noktada başarılı olabilmek için gerçekten de çok farklı disiplinleri bir arada buluşturmak, öğretileri harmanlamak ve ahenk içinde kullanabilmek gerekiyor. Bu sebeple de iyi bir ürün yöneticisini alet çantası çok geniş, çok iyi aletler barındıran, fakat esas maharetinin ise hangi zamanda hangi aleti kullanacağını iyi bilen bir ustaya benzetiyorum. Dijital reklam yönetimi, email pazarlaması, SEO, dönüşüm optimizasyonu, A/B testleri, veri görselleştirme, bütçe yönetimi, iş planı oluşturma, kullanıcı araştırması, kullanabilirlik testleri, satış sonrası hizmet, süreç geliştirme aklıma gelen kavramlardan sadece bazıları. Bu kavramları anlamlı kategorize eden en beğendiğim model ise Dave McClure’un korsan metrikleri. Tabi bunun ilk adımı olarak “Awareness” da ekleyip modeli AAARRR olarak tanımlamak da mümkün.

Ürün yönetimi ile ilgili genel bir girişten sonra tüm bu kurgunun bir “deneyim tasarımı” olduğunu, bunun için de tüm adımların iyi ölçülmesi gerektiğini ve her zaman veri güdümlü deneyim tasarımından (“data driven experience design”) bahsetmemiz gerektiğinin altını çizdikten sonra mikro iletişim mimarisine girebiliriz.

Mikro İletişim Felsefesi

Mikro iletişim mimarisi gelenekselleşmiş iletişim süreçlerinin aksine daha hızlı, daha sağlıklı sonuç aldıran bir iletişim felsefesidir aslında. Binbir türlü verimsizlikle boğuşan kurumsal firmalarla kıyaslamayı geçtim, startup’larda bile toplantı yönetimi ve iletişim konusunda birçok verimsizlik yaşandığı bir gerçek. Ürün sorumluları da malesef en küçük ekiplerde bile bu rahatsızlığı en çok yaşayan karakterler. Sebebini bir miktar yukarıda anlatmaya çalıştım fakat bir yandan kurucularla uzun dönemli ve strateji odaklı sohbetler, bir yandan rutin kullanıcı araştırmaları, 3 gün sonra başlayan sprintin son hazırlıkları, grooming, vs. derken çok farklı paydaşlarla çok farklı ufuklarda ve çok farklı karmaşıklık düzeyinde sayısız toplantı yapılabiliyor. Bu tempoyu kaldırmak ve paydaş memnuniyetini sağlamak için de kendimce uygulamaya çalıştığım felsefe ise mikro iletişim felsefesi.

Peki ne yapıyorum?

Aslında ne yapmadığım burada daha önemli fakat yaptıklarım daha az olduğundan onlardan başlayabilirim. Ekipçe düzenli sprint toplantıları yapıyoruz. Çevik metodoloji beklentiyi doğru yönetebilmek ve sağlıklı üretim için olmazsa olmaz. Fakat bunun dışında takvimimde sadece ama sadece şirket dışı paydaşlarla yaptığım görüşmeler için yer var. Bu da gün içinde bana büyük bir esneklik veriyor ve takvimimi sürekli olarak neredeyse boş tutuyor. Şirket içinde ise bir saatin kolları gibi ekipler içinde frekansı zaman zaman azalıp artan bir şekilde dönüyorum. Arada kendime vakit ayırıyor ve yalnız çalışıyor, her hafta mutlaka kullanıcı ziyaretleri yapıyor, müşteri hizmetleri ile görüşüyor, kurucularla istişare ediyor ve yazılım ekibiyle sohbet ediyorum. Keyfi gözükse de tüm paydaşlara her döngüde mutlaka dokunuyorum.

Döngüsel dokunuşların en büyük faydası eposta gibi asenkron bir iletişim aracı yerine senkron bir iletişim sağlaması. Yani aradaki bilgi transferinin taraflar arasında aynı anda gerçekleşmesi ve okuma ve yazma zamanlarının farklı olmaması. Asenkron iletişim mektup çağında teknik yetersizlikler sebebiyle ortaya çıkmış ve malesef eposta ile günümüze kadar gelen oldukça verimsiz bir iletişim yöntemi aslında. Öte yandan whatsapp, slack, appear.in gibi senkron iletişim kurabileceğiniz yüzlerce araç varken eposta kullanımını hiçbir zaman tercih etmiyorum. Takvimimde olduğu gibi eposta kutum da şirket dışı payladaşlar haricinde neredeyse bomboş ve haftalık aldığım email sayısı 10'u geçmiyor.

Senkron olmasının ötesinde düzensiz ama bilinçli yapılan bu görüşmelerin süreleri de geleneksel toplantılara göre çok daha kısa oluyor. İhtiyacın odakta olduğu bazen 1–2 cümle olan bu mini toplantılar zaten mikro iletişime adını veriyor diyebiliriz. Yeri geldiğinde bir slack mesajı, bazen bir telefon görüşmesi, bazen de ayaküstü bir merhabadan çıkan noktaların hepsi günün sonunda tek bir potada eriyebiliyor ve kendi içinde sıralanıyor.

Neden böyle yapıyorum?

Startuplarda daha az olsa da kurumsal yerlerde daha sık duyduğum ihtiyaç analizi ya da beklentileri anlama adına paydaşlarla düzenli toplantıların olmaması bilgi alışverişinde paha biçilmez bir esneklik sağlıyor. Aylar ya da haftalar mertebesinde düzenli takvime atılan ve kimi zaman belirli bir gündeminin bile olmadığı toplantılar yerine “spontane” yaşanan çay/kahve sohbetlerinde bu ihtiyaçları anlama yeri geldiğinde kritik bir konuyu ilgili toplantının süresi gelmeden farketmeye, bir problemi önlemeye ya da erken çözüm üretmeye olanak sağlıyor. Yukarıda bahsettiğim döngüsel dokunuşların senkron iletişimdeki faydaları dışındaki ikinci en büyük getirisi de işte bu erken uyarı sistemi.

Erken uyarının faydalarını listelemeye gerek bile yok belki fakat çevik metodolojiyle birlikte düşünüldüğünde çok daha erken aldığınız geri bildirimleri gerekli adımları atarken kullandığınızda hedeften sapma ihtimaliniz dramatik olarak azalıyor. Aylık update toplantıları ve çeyreklik planlar yerine anlık samimi görüşmelerle birlikte koşulan 2 haftalık sprintler sizi bir çeyrek içinde olmanız gereken yere çok daha hızlı getirecektir. Tekrar yapılan işler azalacak, çöpe giden saatler olmayacak ve motivasyon da daimi yüksek kalacaktır.

Toparlamak gerekirse iletişimde çeviklik ve bilinçli düzensizlik ile daha kısa sürede daha çok içgörü toparlamak hem mümkün hem de hızla değişen dünyada bir ihtiyaç. Mikro iletişimi bana değer kattığı ve beni hızlandırdığı için sizlerle de paylaşmak istedim.

Sevgiler,

Eren

Experienced product leader with a strategic focus on designing, building and managing online marketplaces.

Experienced product leader with a strategic focus on designing, building and managing online marketplaces.